Siyaset Sosyolojisi ve Pierre Bourdieu

0
217

 Fransız sosyolog,filozof ve antropolog Pierre Bourdieu egemen sınıfların kurdukları tahakküm konusunda en karmaşık tanımlamalardan birini yapmıştır.Bourdieu, baskının her birey için içselleştirilmiş olduğunu ve bu baskının toplumsal ritüeller aracılığı ile sürekli yeniden üretildiğini söyler.Toplumsal alanı, belirleyici olan egemenler ve onlara tabii olanlar olarak iki aktör olarak inceler ve bu alanların okulla, kültürle ve dinle ilgili alt alanlarının da olduğunu savunur.

 Kendisinden önceki Marksizm kuramının tıkanık olduğu durumu zenginleştirmek adına toplumsal alanda “maddi sermaye” olarak tek bir sermayenin değil aynı zamanda “kültürel” ve “sembolik” sermayenin de olduğunu savunur. Bu bağlamda toplumu basitçe ve sadece maddi olarak incelenemeyeceğini, toplumsal gruplar arasındaki eşitsiz sermaye dağılımının çok daha karışık kombinasyonlarla gerçekleştiğini savunmuştur. Demek istediği ekonomik sermayeye sahip olup kültürel ve sembolik sermayeye sahip olmayanların güçsüz olması ve aynı şekilde ekonomik sermayeden mahrum olup diğerlerine sahip olan kişinin de güçlü olması mümkündür.

 Bourdieu, kendisinden önce ortaya atılan egemen sınıf ve ezilen sınıfın arasında çözülemez bir çelişki teorisini kabul ederken gün itibariyle egemen sınıfların baskısının artık çok ince mekanizmalarla, fiziksel şiddetten ziyade sembolik şiddetten beslendiğini yazar. Egemenler, içinde barındırdıkları gruplar aracılığıyla diğer sınıflara norm, tanım ve davranış biçimlerini empoze ettiğini savunur.Bunlar da daha diğer sınıflar tarafından içselleştirilip yeniden üretilir ve tüm alt sınıf topluma yayılır. Bu pratikler sadece siyasi ve ekonomik düzeyde değil, giyim, yemek, tüketim alışkanlıkları ve boş zaman değerlendirme aktiveleri gibi günlük hayatımıza yerleşmiş her parçaya egemen olup alternatif ve farklı biçimlere yaşam alanı bırakmaz. Bu durum Jean Baudrillard’in ortaya attığı popüler insanların imgeleri satması kuramına  benzemektedir.

 Bourdieu, bu sembolik şiddet dışında  bir de yumuşatılmış şiddetten bahseder. Aslında bu şiddet türünün bilinegelen egemen olanın şiddetinden tek farkı toplum tarafından boyun eğilmiş ve kabul görmüş olmasıdır. Çünkü Pierre zaten toplumu ayrıntılarını bilmedikleri şeylerde olabildiğince kayıtsız, bu şiddeti göz ardı ederek ya da farkında olmadıklarını söyler ve toplumun bu şekilde içselleştirdiği şiddet hayatının bir parçasına haline gelir, egemen sınıfın oluşturduğu şiddet ise “meşru şiddet” halini alır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen adınızı giriniz