Postmodern Bir Cehennem: Climax

0
154

    Öncelikle bu incelemenin büyük oranda spoiler içerebileceğini belirtmek isterim. Eğer izlemeyi düşünüyorsanız sizi rahatsız edebilecek bilgiler bu yazıdan sonra yer almaktadır. Eğer okumak isterseniz buyrun yazıya!

    Gaspar Noe’nin tek bir mekanda geçen, bitmek bilmeyen müzik eşliğinde, farklı etnik kökenlerden gençlerin oluşturduğu bir dans grubunun, hırs ve şehvet dolu başlayan dans provalarının zaman ilerledikçe bir tür topluluk histerisi ve cinnet vakalarının gerçekleştiği algıları ters-yüz yapan bir filmidir.

    Filmin başından sonuna kadar iğneleyici bir Fransız milliyetçiliği vurgulanmaktadır.Provalar esnasında arka planda durmaksızın gözüken pullu ve parlak Fransız bayrağı, yaşasın Fransa, Fransa için dans edeceğiz gibi sahneler bunu bize göstermekte.Bunun iğneleyici gözüküyor olmasının sebebi ise filmin başında Retro birekrandan tanıma fırsatımızın olduğu karakterlerin nerdeyse hiçbirinin Fransa kökenli olmaması ve çoğunlukla toplumdan dışlanmış, banliyölerde yaşayan insanlar olmalarıdır. Ayrıca karakterlerin bu dans grubunda bulunmalarının asıl amacı, “Dans olmasaydı intihar ederdim.” ya da “Dans benim hayatım”  gibi diyaloglarından çıkarabileceğimiz gibi Fransa’dan çok kendilerini var edebilmektir.

    Karakterleri tek tek tanıdıktan sonra parlak ve pullu Fransa bayrağı önünde hızlı, estetik ve uyumlu danstan sonra karakterlerin ikili konuşmalarına şahit oluyoruz. Bu konuşmalar çoğunlukla erotizm, cinsiyetçilik, baskınlık, sahip olma ve arzu ağırlıklı ayrıca da karakterlerin birbirlerini bol bol övmesini içeriyor.Konuşmalar yoğunlaştıkça ve bilmeden içtikleri uyuşturuculu içkinin dozajı arttıkça baştaki estetik ve uyumlu dans daha bireysel, özgür ve kaotik olmaya eviriliyor. İçkinin içinde uyuşturucu olduğunun anlaşılmasından sonra kalabalık çılgınca kendine günah keçisi aramaya başlıyor, ilk suçladıkları Emmanuelle oluyor.Ancak dikkatleri kolayca Müslüman olan Omar’ın üzerine kayıyor ve kalabalıktan tam anlamıyla aforoz edilip, okulun dışına donmaya terk ediliyor. Bunun üzerine Emmanuelle orda bulunan çocuğunu cinnet geçiren kalabalıktan korumak için elektrik odasına kitliyor ve sonrasında anaharı kaybediyor. Çocuğun orada elektrik çarpması sonucu ölmesi de anneyi büyük bir suçluluğa sürüklüyor ve belki de kalabalığın vereceğinden daha büyük bir zararı koruma güdüsüyle hareket eden annesi veriyor. Bu olay da yönetmen tarafından ters yüz edilmiş dünyanın bir örneğidir.

    Buradan sonrasındaki bazı öğelerle bir nevi “cehennem” yaratılıyor. Kırmızı yoğunluklu sahneler, terk edilmiş okulun labirent gibi koridorları ve sürekli dönen veya ters duran kamera açıları klostrofobi ve bunaltı duygusu içeriyor. Karakterin oradan oraya koşuşturması, sürekli olarak bir şeyler için çabalamaları da kaotik bir algı oluşturuyor. Ardından bastırılmış duyguların açığa çıkışına grubun alfası olarak tabir edebileceğimiz herkes üzerinde tahakküm kurmaya çalışan ve bazıları tarafından da arzulanan David üzerinde şahit oluyoruz.Grubun diğer erkekleri tarafından öldüresiye dövülüp ırkçı olduğu vurgulanıyor. Ardından süre gelen olaylarda da tekrar tekrar bastırılmış tüm öfkenin ve arzuların dışa vurumunu görüyoruz. Kısacası filmin başında televizyon ekranından görüp tanıdığımız her bir karakter kaybolup, anlamını yitiriyor ve film tam anlamıyla bir anlamsızlığa sürükleniyor.

    Özetle yaşanan bu alkol, uyuşturucu, cinsellik, taciz ve cinayet unsurlarının eşitlik,özgürlük ve kardeşlik değerlerini temsil eden Fransa bayrağı önünde olması siyasi bir eleştiri olarak alınabilir. Ayrıca kaotik ve boğucu yapısıyla da izleyiciyi küçük bir toplumsal cinnet distopyasının içine sokup insana duyarsızlık, çaresizlik ve yabancılaşma duygularını tekrar sorgulatan postmodernist bir film olarak değerlendirilebilir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen adınızı giriniz